Habeas Corpus

HABEAS CORPUS

Ötekileştirme mi ve empati mi?

Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi, popüler adıyla NASA, önümüzdeki yirmi yıl içerisinde uzaylı keşfedeceğimizi düşünüyor. Hal böyle olunca kendimizi zihinsel ve ahlaki olarak Dünya dışı(extraterrestrial) bir iletişime hazırlasak iyi olur. Peki ahlaki olarak hazır olmak ne demek? Günümüzde insan ırkının doğasında olan hizipçiliği mülteci krizlerinde açıkça görüyoruz.  Suriye’de yaşanan göç bunun en güncel örneği. Bir ülkede yaşanan savaştan dolayı evlerini, yuvalarını terk eden insanları koca Dünya’ya sığdıramıyoruz. Peki ya bazı Uzaylı kavimler Evren’in bir köşesinde yaşanan Galaktik bir savaştan kaçıp bizim gezegenimize sığınırsa? Aynı gezegeni paylaştığımız türdeşlerimize karşı takındığımız tavırı bir de Dünya dışı varlıklara takınacağımız tavır ile kıyaslayın ve hayal edin.

İçimizden savaşlar bitsin, insanlar ölmesin diye geçiriyoruzdur belki, ancak iş ‘hadi bir el de sen uzat’ kısmına geldiğinde kimse kalmıyor ortalıkta. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenler yüzünden bu kadar yılan var yeryüzünde. Tüm insanlar olarak, insanlık olarak karar verelim, yeryüzünde kendimizden olmayanları(ırk, renk, düşünce vs.) ötekileştirmek mi metod edinilsin yoksa empati yapmak mı? İşte bu ahlakî ikilem toplum ahlakının aslında ne kadar dayanıksız ve çürük olduğunu gözler önüne koyuyor. Ahlaki çürüklüğümüz yüzünden başımızın derde girmeyeceği fikrine nasıl kapılabiliyoruz? Belki de bu sorudaki sorun ‘fikir’ kısmındadır ama o başka konuya giriyor. Uzaylılardan sapmayalım.

Aslında Uzaylı etiğini tartışmak için ilk önce iki temel kavram ve bunların devamı niteliğinde bir soru üzerinde fikir sahibi olmamız gerekiyor:

1- Yaşam nedir?

2- Bilinç nedir?

-Hakkın kaynağı nedir?

İlk soruyu tartışırken işin içinden çıkamamak gibi bir durum söz konusu ancak temelde çok kolay bir cevabı var. İkinci soru ise tamamen umutsuz vaka diyebiliriz. Çünkü şuurun ne olduğunu tanımlamak için yeterli perspektiflere sahip değiliz. Bilinç konusunda sahip olduğumuz tek örnek insan ırkı olduğu için farklı bakış açılarına ulaşmamız imkansız hâle geliyor. Bizden yüksek ve farklı yaşam formlarının zekasını ancak insanı model alarak tahmin edebiliriz. Bu soruya yanıt verirken de insan zekası baz alınarak şuur-bilinç tanımı yapıyoruz. Katil balinalar, şempanzeler ve fillerin şuur ve bilince ait birtakım unsurları barındırıyor olduklarını düşünsek de, bilinç tanımını açık ve kesin bir şekilde yapmamız Dünya üzerinde mümkün görünmüyor.

Peki hakkın kaynağı nedir? Kime, neden hak verilir? Bizim neden haklarımız var?

Bugüne kadar “insan hakları, insan haklarına aykırı” gibi ve benzeri söylemler dillerimizde döndü durdu. Ancak gelişen teknoloji ve günden güne fethedilen Uzay, dilimizde kullandığımız hak kavramını tekrar ve tekrar gözden geçirmemizi gerektiriyor. ‘İnsan olmayan hakları’ projesini duymuş muydunuz?(www.nonhumanrightsproject.org). Projenin yöneticisi Steve Wise, hakların kaynağının ne olduğunu tartışırken bu kaynağı “otonom olma” olarak tarif ediyor. Eğer bir varlık, -insan, hayvan, uzaylı veya yapay zekalı robot- bilinçli ise ve kendi hayatını nasıl yaşamak istediğine karar verebiliyorsa, bizim yapmamız gereken şey ona kendi kararlarını vermesine izin vermektir. Hak sahibi olmak için yeterli koşullara sahip olmak, mesela Türkiye’de tam ve sağ doğan her insana kişilik hakkı tanımamız Wise’a göre hak sahibi olmaya yeterli değil. Wise, otonom olma kabiliyeti olana hak verilir diyor diyebiliriz. Yani kişi ancak kendi kararlarını kendisi tayin edebiliyorsa hak sahibidir. Bu yüzden eğer gezegenimize sığınan Uzaylı bir kavmin şuurlu olduklarını kabul edersek onlara bazı haklar vermemiz gerekir. En azından onlara, -tabi eğer onlarla kozmik bir savaş halinde değilsek- gelenek hukukunda habeas corpus şeklinde geçen, yani yargılanmadan infaz edilmeme hakkı, tanımalıyız. Burada bir diğer soru aklımıza gelebilir, peki onlar aynı hakkı bize tanır mıydı? Kanaatimce bu sorunun cevabı karşılaştığımız Uzaylı kavmin bilinç seviyesi ile alakalı olarak değişkenlik gösterir. Eğer bahsettiğimiz kavmin bilinç kapasitesi bizden kat ve kat üstün ise, nasıl biz diğer canlılara kıyasen daha bilinçli ve zeki olduğunu düşündüğümüz şempanzeleri laboratuarlara ve hayvanat bahçelerine hapsedebiliyorsak, zekamız ve bilincimizi kıyasladığımızda yanında şempanze kalacağımız canlılardan da çok bir şey beklemememiz gerekir.

Bu yazdıklarım “District 9 – 9. Bölge” filmini izleyenler için tanıdık gelebilir. Benim de yazdıklarımı tekrar okurken birden o film geldi aklıma ve yaklaşık altı, yedi sene önce izlediğim o filmin ne kadar kapsamlı ve önemli bir ahlaki problemlemi değerlendirdiğini fark ettim. Eğer izlemediyseniz ve bu yazı dikkatinizi çektiyse o filmi mutlaka izlemelisiniz.

Son olarak,

Gezegenimize göç eden kalabalık Uzaylı kavimlerini antagonize edeceğimizi düşünmüyorum. Fakat aralarından bazılarının deneylerimize ve araştırmalarımıza kurban olacağından eminim. Bu yazıyı yüzyıllardır kendi bilinç formumuzdan başka bilinçle karşılaşmamaktan, daha doğrusu kendi bilincimiz dışında diğer bilinçleri kabul etmemekten, hor görmekten(hayvanlar) kaynaklanan ahlaki tembelliğimizle baş etmemiz gerektiğini vurgulamak için yazdım. Gerek mülteci krizleri, gerek eziyet edilen hayvanlar, içine düştüğümüz bu vahim halin en somut örneğidir. Bakarsınız gün gelir henüz bu kavramları tartışamadan başkasının evcili, sömürüsü oluruz. Ancak şundan eminim ki, olurda Uzaylılar bir şekilde dünyamıza gelir ve bize muhtaç olurlarsa başka bir yerde olmayı dileyeceklerdir.

Murat Atalay

Cevap Yok

Cevap verin